iRFaNCiKoGLu | Haber Script
  Kariyer Planlaması Ne Zaman Başlar?

11.11.2008

Yaşam Dizisi
İnsanlar, doğdukları andan itibaren sosyal bir çevrenin (atmosferin) içinde bulurlar kendilerini... Ailesi ile tanışır ilkin, daha sonra oyun arkadaşları alır sırayı ve derken okul çağı ile birlikte okul arkadaşlıkları başlar. Ailesi ile tanıştığı anda -ilk sosyalleşme dediğimiz- birinci sosyalleşme dönemi de kendiliğinden başlamış olur. Oyun arkadaşları da bu süreçte belli bir süre sonra yerini alır. Ne zaman ki okula başlarız, o zaman da ikinci sosyalleşme sürecine merhaba denir. Okulda sosyalleşmeye devam ederiz, bu dönemde yaşanan değişik aşamalar, gençlik dönemlerini de içine alarak üçüncü sosyalleşme sürecine taşır bireyleri. Bu aşama tabii ki iş yaşamına geçtiğimiz süreçtir.
Bir yaşam silsilesi halinde aktardığım yukarıdaki süreç, şu an çoğumuzun yaşamından birer kesiti ifade etmektedir. Özellikle eğitimlerini tamamlamak üzere olan ya da tamamlamış olanlar için üçüncü sosyalleşme aşamasına merhaba demek çok yakındır. Çünkü kendisine belirlemiş olduğu yönde eğitimini tamamlayarak diğer bir ifade ile mesleğini seçerek, iş yaşamındaki yerini almak istemektedir. Ancak mesleğini seçmemiş olanlar için ise daha zorlu bir yol görünmektedir.

Global Rekabet
Yoğun küresel rekabet, artan ve farklılaşan müşteri talepleri, ve dünya şirketlerinin global baskıları, (Bu konudaki dönüşümler hakkında ayrıntılı bilgi almak için bakınız: "Çalışma Yaşamında Dönüşümler" Derleyen:Aşkın KESER, Ezgi Kitabevi, Bursa , 2002) günümüzde pek çok işletmeyi doğru işe doğru işgören seçmeye zorlamaktadır. Bu konuda işletmelerin doğru seçim yapmak için tüm maddi imkanlarını seferber ettiklerin görülmektedir. Bu tutumu, işletmeler açısından, rekabete bağlı olarak geliştirdikleri son derece rasyonel bir davranış olarak görmek mümkündür.

Kariyer Başlangıcı
Kişilerin eğitimleri sonrası yapılacak işe yerleşme (üçüncü sosyalleşme olarak bahsedilen süreç) süreci için, kişilerin eğitimlerinin önemi son derece büyüktür. Özellikle alınan eğitime paralel bir iş seçimi yapmak ve bu işi severek yapmak oldukça önemli bir ön koşuldur. Çoğu kez etrafınızda aldığı eğitime paralel olmayan hatta tamamen farklı işlerde çalışan kişilere rastlarsınız. Kişilerin aldıkları eğitimin dışındaki meslek ya da alanlarda çalışmalarını olumsuzlamak doğru olmayacaktır ancak; çoğunlukla aldıkları eğitime uygun iş / meslek seçmemelerinde, kişilerin istemedikleri alanda eğitim almalarının rolü büyüktür. Kişi eğitimini tamamladıktan sonra aslında meslek olarak yapmak istemediği bir eğitimi aldığını fark edebilmektedir. Bu konuya örnek olarak öğretmenlik ve hekimlik mesleği sıkça verilmektedir. Bu noktada alınan eğitimin bireyin gelecekte yer alacağı iş ortamı ile ne kadar yakından ilgili olduğu ortaya çıkmaktadır. O halde kariyer kavramına baktığımızda aslında iş yaşamında başladığı düşünülen kavramın daha bireyin iş yaşamına adım atmadığı dönemlerde, -özellikle eğitim görmeyi düşündüğü alanı seçme ve karar verme sürecinde- kariyer kavramının yaşama girmeye başladığı düşünülmektedir. Bu süreç kariyer safhalarında keşif olarak nitelendirilmektedir. (Bu konuda ayrıntılı bilgi için bakınız; Serpil AYTAÇ, "Çalışma Yaşamında Kariyer Yönetimi, Planlaması, Geliştirilmesi ve Sorunları" Epsilon Yayıncılık, İstanbul, 1997) Dolayısıyla, kariyerin bireyin iş yaşamına girişiyle başlayan bir süreç olarak nitelendirmek, geleneksel bir bakış açısını ortaya koyacaktır.

Kariyer Seçimi
Doğru meslek tercihinin çoğunlukla bireyin kişisel özellikleri ile ilgili olduğu iddia edilse de bu konuda pek çok subjektif faktörün (aile, arkadaş vb. çevre baskısı, mesleğe biçilen toplumsal değer, mesleğin ekonomik itibarı) bireyin doğru seçim yapmasını engellediği bilinmektedir. Çoğu zaman üniversitede okunulacak bölümü ya da fakülteyi bireyler yerine ebeveynleri seçmektedir. Gerek ekonomik imkanları, gerekse toplumsal saygınlıklarını dikkate alan ebeveynler, çocuklarının ilgi alanlarını dikkate almaksızın onlar adına karar verebilmektedirler. Sosyalleşmenin eksik yaşandığı toplumlarda, bireysel karar alabilme yeteneğinin gelişmemesi ve çoğunlukla kendisi adına alınan kararları onaylama yetisiyle yetinen bireyler, kendileri adına yapılan tercihler konusunda duyarsız kalabilmektedirler. Dolayısıyla kendi adına tercih yapılmasına karşı çıkmayan bireylerin bu seçime kabullenmeleri sıkça görülmektedir. Bu noktada, bireyin kendi seçimlerinin gerek alacakları eğitim gerekse seçecekleri mesleğin kendi kararlarıyla alınmasının önemi bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Yani kendi kariyerinizi kendiniz seçmelisiniz, başkalarının sizin yerinize kariyer seçiminizi yapmasına izin vermemek de diyebiliriz bu duruma. Eğer kariyer seçiminizde zorlanıyor iseniz ne yapmanız gerektiğine yönelik üç aşamalı bir öneri dizisini aşağıda bulacaksınız.

1. Kriterleri ortaya koyun
Bireylerin seçim yaparken dikkate almaları gereken kriterleri sıralamak gerekirse, öncelikle bireyler ilgi duydukları alanı saptamakla işe başlanmalıdır. Örneğin tıp, mühendislik gibi fen/matematik ve teknik alanları seçmek ya da hukuk, işletmecilik, konservatuar gibi sosyal alanları tercih etmekle işe başlamak doğru olacaktır. Bu tür bir sınıflandırmayı daha da alt basamaklara indirerek, birey hangi mesleği yapmak istediğini (örneğin avukat olmayı) seçebilir. Bu yönde birey, kendisine bir kariyer hedefi tespit edebilir. Ancak doğru bir tespit için de kişinin kendisini iyi tanımasını gerektiğini söylemek mümkündür.

2. Kendinizi iyi tanıyın
Kişinin kendisine uygun meslek seçmesinin önemi vurgularken, unutulmaması gereken husus, bireyin kendisini iyi tanıyabilmesi gerçeğidir. Birey, kişilik yapısı, ilgi alanları ve yeteneklerini de dikkate alarak bir mesleğe yönelimde bulunmalıdır. Örneğin beşeri ilişkileri oldukça iyi olan bireyin halkla ilişkiler, insan kaynakları, öğretmenlik gibi alanlara yönelmesi, teknik kabiliyeti yüksek olan kişinin mühendislik, sanatsal yetenekleri ağır basan bireyin de konservatuar ve bunun gibi ilgili bölümlerine yönelmeleri uygun olacaktır. Kişilik özellikleri ile meslek seçme konusu arasındaki ilişki konusunda bilimsel çalışmalar da bize yön verebilmektedir. Meslek seçimi konusunda kişilik kavramını dikkate alan en önemli teorik yaklaşım; HOLLAND'ın "mesleki tercih modeli"dir. (Bu konuda ayrıntılı bilgi almak için bakınız: Serpil AYTAÇ, "Örgütsel Davranış Açısından Kişiliğin Önemi", İşgüç Endüstri İlişkileri ve İnsan Kaynakları Dergisi, Cilt:3 Sayı:1 2001 [http://www.isguc.org/saytac2.htm] )

Holland'ın meslek tercihi modeli üç temel özelliği içermektedir.
(1) İnsanlar farklı meslek tercihlerinde bulunmaktadır.
(2) Kişilikleriyle uygun işlerde çalışanlar, uygun olmayan işlerde çalışanlara göre daha başarılı ve daha mutludurlar.
(3) İnsanlar arasında doğuştan gelen kişilik farklılıkları mesleki ilgilerini belirlemektedir.

Dolayısıyla Holland'ın modelinde de görebildiğimiz gibi bireyle kişilik özelliklerine göre farklı mesleki ilgi alanlarına yönelebilmektedirler. Bu noktadan hareketle Holland altı değişik kişilik tipi ve mesleki eğilimden bahsetmektedir.
(1) Gerçekçi
(2) Araştırmacı
(3) Sanata Eğilimli
(4) Sosyal
(5) Girişimci
(6) Geleneksel

Böylelikle Holland her bir mesleğin yukarıdaki altı kişilik özelliğinden birisine mutlaka uyduğunu ileri sürmektedir. Kişilik özelliklerine yönelik meslekleri örneklendirmek gerekirse sırasıyla; Gerçekçi bir kişilik yapısına sahip bireylerin, mekanik ilgileri olduğu, somut işlere değer verdiği için mühendislik gibi alanlara, araştırmacı yapıdaki bireyin, bilim adamlığı, kimyagerlik gibi alanlara ilgi duyduğu, sanata eğilimli bireyin, müzik, tiyatro, reklam, tasarım gibi alanlara, sosyal eğilimli bireylerin, sosyal çalışma, insan kaynakları uzmanlığı ve öğretmenlik gibi alanlara, girişimci kişiliğe sahip bireyin, işletme yöneticiliği, hukuk, politika gibi alanlara ve son olarak geleneksel yapıdaki bireyin de bankacılık, büro işleri ve muhasebe gibi kurallı ve düzenli iş alanlarına yöneldikleri ileri sürülmektedir.

3. Meslekleri tanıyın
Bireylerin kendilerini (kişilik yapılarını) tanımaları ile birlikte meslekleri tanımaları da diğer bir aşamayı oluşturmaktadır. Bireylerin, hangi mesleğin kendi kişilik yapılarına uygun olduğu konusunda etkin bir karar vermeleri gerekmektedir. Meslek seçiminde sadece ekonomik gelir düzeyinin tercih edilmesine dayalı olarak istenilmeyen alanın tercih edilmesi, bireylerin gelecekte yaptıkları işten doyum almamalarına yol açacaktır, yani yanlış bir kariyer seçimi ve başlangıcı daha ilk aşamadan problemlerle bireyin yaşamına girecektir. Bu nedenle kişilerin bazı meslekleri seçerken, mesleklerin "ekonomik imkanların yüksekliği", "popülerliliği" gibi kriterler, bireylerin ilgi duymadıkları alanlara yönelmeleri yönündeki önemli tuzaklardır. Bu açıdan neyi istediğinizi bilerek, gelecekte gerçekleştirmek istediğiniz kariyer hedeflerinizi de düşünerek; meslek seçimi yapmak, hayatınızla ilgili oldukça önemli bir karardır.

Sonuç
Sonuç olarak, hayatınızla ilgili önemli bir karar aşamasında olduğunuz [kariyer seçimi] şu dönemlerde dikkate almanız gereken pek çok husus vardır. Seçtiğiniz işin/mesleğin yakın gelecekte ortadan kalkan bir iş olmaması gerektiği gibi, sadece ekonomik temelli beklentilerle karar verilmiş olan seçimin sizi rahatsız edeceği (tatminsizliğe sürükleyeceği) unutulmaması gereken konulardan bir kaçıdır.

Kriterlerinizi belirleyip, kendinizi iyi bir şekilde tanımaya çalışarak ve meslekleri tanıyarak yapacağınız seçim iyi bir kariyer planlaması süreci olacaktır. Bu aşamaların sonrasında yaptığınız seçim sizi doğru işe ve mesleğe yöneltecek ve yaşamınızın çok önemli bir kesitini oluşturacak yeni bir yolculuğa doğru bir araçla çıkmanızı sağlayacaktır. Nihayet, engin denizlere açılmanızın vaktidir artık ve siz doğru rotada doğru araçla ilerlemektesinizdir.

 

Kaynak: www.bilgiyonetimi.org

Yazan : Dr.Aşkın Keser

  Çalışma Hayatında Değişim ve Girişimcilik

11.11.2008

Çalışma Hayatında Değişim ve Girişimcilik

 
 
 

Günümüzde kimilerinin ‘Bilgi Çağı’ diye adlandırdığı, kimilerinin de ‘İletişim Çağı’ diye nitelendirdiği bir ‘değişim dönemi’ yaşanıyor.

Üretim ve iletişim teknolojileri, ‘karşılıklı-bağımlılıkları’ belirleyen karar ve kurumları oluşturuyor. Bu karar ve kurumların, öncelikle  ‘iş yaşamını etkileme’, İnsanla iş arasındaki  ilişkileri; bütün karar ve kurumların yapılanmasını, kendilerini meşrulaştırma, gelişme dinamiklerini  belirleyici bir rolü var.

Bilgi yönetiminin başarıda  etken olduğu, sanal değil gerçek  durumu yansıtan, dönüşümcü, değişimci ve girişimci bir insan tipi  gerektiren, çok dinamik yapısı olan bir oluşumun içindeyiz.

Bu yeni oluşum özgürlükleri, fırsatları ve sorumlulukları artırıyor. Bu yapı içinde ‘farklılıklarımızın’ önemli olduğunun farkına  varıyoruz. Kimi dönem bütün bu ‘değişmeleri’  yasalarla disiplin altına alabileceğimizi sandığımız oluyor.Yaşam deneyimleri gösteriyor ki, çözüm, yasaları değiştirmekle sınırlı değil;  ‘bakış açısında’ yenilik yapmakta yatıyor. .

Bugünün dünyası, köklü biçimde değişen, gelişmeler karşısında  varlığını sürdürmek için ‘farklılık yaratmak’ zorunda. Bu nedenle  açık ve ‘rekabetçi piyasa’ yaratanlar, çevre ile bütünleşenler, değişim  ve yeni teknolojilerden yararlananlar, girişimciliği destekleyen, eğitime gereken önemi verip, ‘sosyal sermayenin yetkinliğini arttıranlar farklı olabiliyor; zenginlik üretip, insanlarının yaşam kalitesini yükseltebiliyorlar.

Bu bakış açısından hareketle,  ülkemizde çalışma yaşamındaki değişmeleri aşağıdaki ana  başlıklarda toplamak olası...

1)Üretimin nitelik ve  niceliğinde değişmeler

Üretimin nicelik ve niteliğini geliştiren  üç temel olgu: üretimin iç örgütlenmesi, endüstri-devlet ilişkileri ve devletlerarası ilişkilerdir. Bu üç  temel ilişkide  köklü değişimler yaşanmaktadır.Bu değişimler, karşılıklı-bağımlılıkları yeniden biçimlendirmekte; iş yaşamını  da köklü biçimde değiştirmektedir.

Bu ekonomik değişim pek çok kişinin çalışmayı  yeniden değerlendirmesine yol açmıştır.

İş yaşamında düzenli bir iş bulmanın, o işi korumanın,kariyeri geliştirmenin koşulları giderek artan biçimde güçlükler yaratmaktadır. Bunun nedeni teknolojinin önünün açılmasının yarattığı yeni  üretim iş örgütlenmesidir. Bu alanda  başlıca eğilimleri gözlediğimizde şu hususların altını çizmemiz gerekir:

Üretim-istihdam arasındaki ilişki :

Geleneksel ekonominin anlatımında, yatırımlar artırılıp, üretim genişletildikçe, tam istihdama yaklaşılırdı. Oysa bugün, teknolojinin yarattığı olanaklar, bu karşılıklı bağımlılık ilişkisini, hiç değilse kısa dönemde geleneksel bakışı doğrular bir yönde  olmadığını gösteriyor. Örneğin, 20 yıl önce ülkemizde cam sektörü 570 bin ton dolaylarında cam  üretirken, cam ve cama entegre kuruluşlarla birlikte 18 bin kişi istihdam ediyordu. Bugün cam üretimi  1,5 milyon tonu aştı; istihdam ise 11 bin düzeylerine indi.

Bunu bir başka sektörden örnekle zenginleştirelim.Türkiye’de son bankacılık krizinden önce, bankalarımızın varlıklar toplamı, Almanya’da  ikinci sınıf bir bankanın varlıklarına denkti. Söz konusu Alman bankası 17 bin çalışana sahipken,bizim bankalarımızın çalışanı 170 bin kişi kadardı. Bankacılık krizi başlar başlamaz, dünya ölçeğinde rekabet koşulları yaratılmak istenince, bankacılıkta hızla bir işgücü erimesine tanık olduk. Sistemin iyi kurulamaması, hortumcuların engellenememesi tuz biber oldu ve  çoğu kişinin canı yandı...

Yeni yatırımlar kuşkusuz ‘yeni iş alanları’ yaratır. ABD ekonomisinin artan  verimlilikleri, yirmi yılda sürekli büyüme yaratınca, işsizlik oranı iyice düştü; geleneksel sanayilerde  teknolojik yenilemenin yarattığı ‘işgücü kayıpları’,başka sektörlerde yaratılan işlerle  dengelenebildi.

*Üretim-geleneksel hammadde ilişkisi:

Üretim-istihdam ilişkisi değişirken, üretim-hammadde arasındaki ilişkiler de köklü biçimde değişti. Petrol dışında geleneksel hammaddelerin üretim sürecindeki önemleri göreceli olarak azalırken, kompozit maddelerin  önemi arttı. Geleneksel hammadde üretimine dayalı zenginlik üretimi önemini yitirdi.

*Üretim-ticaret arasındaki ilişki :

Üretim, - iletişim teknolojilerinin iç bütünlüğü, üretim-ticaret arasındaki karşılıklı bağımlılık ilişkilerini de değiştirdi.e-ticaret , e-pazar giderek yaygınlaşıyor ve doğrudan üretici ile tüketicinin ilişkide bulunduğu bir sistem ağırlık kazanıyor.

*Yenilik katsayısı rekabetin odağına yerleşti:

Teknolojik gelişmelerin yarattığı olanaklar, ölçme,  biriktirme, karşılaştırma sınırlarını genişlettiği için, buluş sayısını da artırdı. Bu da, ‘yenilik’ katsayısını arttırdı. Müşterinin ulaşabilirliği ve erişebilirliği de artınca, satış artırıcı etki yaratmadan yenilik katsayısı’  temel belirleyici haline geldi.

*Teknolojinin yarattığı kalite,  marka ve imaj:

Teknolojideki gelişmeler, ürünlerde insandan bağımsız olarak ‘kalite kavramını’ yarattı. Bu nedenle, uluslararası pazarlarda ürünlerimizi pazarlamak, değerini alabilmek için ‘marka ve imaj’ çok önemli bir satış aracı haline geldi. Başka bir deyişle, telefonla ulaştığımız her yerdeki üreticilerin ‘potansiyel rakip’  tüketicilerin de ‘potansiyel müşteri’ olduğu bir dünyada, rakip ve rekabet sistemi,  köklü biçimde değişti.

*Maliyet düşürme projeleri, büyüme yatırımlarının yerine geçti:

Üretimin iç örgütlenmesindeki ‘ulaşabilirlik’ olanaklarının artması, rekabet sistemini, rakip stratejilerini ve yapısal değişikliklerin yaygınlaşması; ister istemez  işyerlerinde yeni yatırımlarla büyüme yerine, ‘maliyet düşürme projelerine’ ağırlık verme sonucunu yarattı.

2)Endüstri-Devlet ilişkilerinde  değişmeler

Temel tartışmalardan bir diğeri;  endüstri iledevlet ilişkilerinin yapısı ve işlevleridir. Geleneksel ulus-devletin işlevlerinin yaşamın bütün alanlarına  girdiği; bu artan yükü taşıyamadığı ileri sürülerek, devletin ‘asli görevlerine’ çekilmesi; ekonomideki kaynak kullanımını piyasanın kendi mekanizmalarına bırakması talepleri yükselmeye başladı.

Bugün devletin temel işlevi,temel yapıları yapmak, yasal düzenlemelerle uluslararası pazarda uyum sağlamak; son çözümlemede de ‘girişimciye şans eşitliği’ yaratmaktır..

 3)Bilginin belirleyici güç olması

Tarımdan ev hizmetlerine, oradan da imalat işçiliğine geçiş yapan çalışma hayatı, şimdi üretimin temel girdisi haline gelen ‘bilgi işçiliğine’ doğru hızla ilerliyor. Bugünün dünyasında rekabet gücü yaratmanın temel koşulu, bilgiyi üretmek, üretilen bilgiye erişmek, erişilen bilgiyi tasnif ederek saklamak, gerekli bilgiyi analiz ederek rakibin bir adımın önüne geçmektir.

Bilginin ilk üretim maliyeti yüksek olmasına karşılık, yeniden kullanılmasının maliyeti düşüktür. O nedenle bilgi, işgücünden de, mal ve hizmetlerden de,  paradan da daha hızlı yayılıyor. İnternetlerin, elektronik postaların sayesinde bilginin yayılma hızı ‘sınırsız toplum’  yaratıyor; ayrıca ‘bilgiye erişmedeki fırsat eşitliği’ nedeniyle herkesin rekabet sistemine girmesinin de önünü açıyor. Bütün bunlar kendi zayıf ve güçlü yanlarımızı, rekabet sistemini, rakip stratejilerini ve kaynak dağıtımda etkinliği gerektiren  çağdaş iş yaşamında  başarı kadar başarısızlık ortamı yaratıyor.Yani bilgide bu sınırsız erişebilirlik potansiyeli ile rekabet giderek küreselleştiriyor.

Diğer değişmeler gibi, servetin kaynağı topraktan endüstriye  taşındı.. Şimdi de klasik endüstriden bilgiye taşınıyor. Sık sık vurgu yapılan üretim, ulaşım ve iletişim teknolojilerinin iç bütünlüğü, bu bütünlüğün yarattığı gereksinim ve bu gereksinimlere göre örgütlenme bugünün çalışma hayatının gündeminde ağırlığını giderek artırıyor.

Burada Türkiye gibi henüz endüstrileşme sürecini tamamlamamış bir toplumun, bilgi toplumuna geçişten söz etmesinin söylendiği kadar kolay olmayacağı kabul edilmelidir... Ama  şu gerçeği de unutmamak gerekiyor; gelişme düzeyimiz ne olursa olsun, ister AB içinde olalım, ister dışımızdaki ülkelerin saptadığı kurallarla rekabet edelim; gelişme farkı gözetmeksizin aynı kulvarda rekabet etmek zorundayız.. Bir başka açıdan bakıldığında, gelişmiş ülkeler de kendilerini yeniden örgütlerken, bizim gibi gelişmekte olan ülkeler, dünya genelindeki eğilimler ile kendi olanak ve kısıtları arasında dengeleri kuran akılcı politikalar üretebilirse kuşkusuz kalkınma yarışında mesafe alabilir:çalışma yaşamını da  daha etkin düzenleyebilirler.

Bilgi toplumuna geçişin iş yaşamına yansıması

Küreselleşme, rekabet sisteminin değişmesi, rakip stratejilerindeki farklılaşma, teknolojik yeterliliğinin sınırlarındaki gelişme, nüfus yapısındaki değişme, iş süreçlerinin farklılaşması vbg. bir dizi yeni konu çalışma hayatının gündemine girmiştir. Bu gündem, ulusal ölçekte, yaşamın yeniden örgütlenmesi, eski şirket yapılarının çözülmesi, özelleştirme eğiliminin güç kazanması, yatırım yönetiminde anlayışın değişmesi, ülkelerin gündemine; gelişmeyi sağlayacak makroekonomik programları, mevcut sanayi yapısının rekabet edebilecek biçimde yeniden düzenlenmesini, siyasi, ekonomik  ve hukuk altyapılarının uluslararası uyumu gibi,çok köklü bir  dönüşüm gerektirmektedir.

Kendi zayıf ve güçlü yanlarına doğru  teşhisler koyan, uluslararası rekabet sistemini doğru algılayan, rakip stratejilerini yakından gözleyen,insan ve sermaye kaynaklarını doğru  yönlendiren toplumlar, zenginlik üreterek refah yaratma konusunda bir adım öne geçebilmektedirler.

Dünya genelinde de, ülkemiz özelinde  iş yaşamının gündemindeki temel konu, enformasyon teknolojisine dayanan, giderek ağırlıkla bilgiye dayanan gelişmeleri doğru algılamak, öngörme ve önlem almada hata yapmamaktır.. Bunun bir tek aracı vardır; akılcı kaynak planlaması ve girişimcilik...

Girişimcilik

 Emek, sermaye ve doğal kaynaklardan sonra dördüncü öge olarak üretim öğeleri içine katılan  “girişimcilik” kavramı son yıllarda önemi daha da artarak gündemde fazla yer almaya başladı.

Girişimcilik doğuştan mıdır, yoksa sonradan mı oluşur?  tatrışmaları yapılırken İnsanın  girişimci olarak doğmadığını; kültürel, sosyolojik, psikolojik ve mali çevre faktörleri ile bireylere kazandırıldığı inancı yaygınlaşmıştır. Girişimci kendisi için en iyisini sağlayabilmek amacıyla ekonomik koşulları birleştirme  kapasitesine sahip  kişiler arasından ve belirsizliğe katlanan, üretimi  yönlendiren  ve yöneten, yeni yöntemler, ürünler ve süreçler  geliştiren , yeni pazarlar araştıran ve oluşturan bireylerdir.

Yöneticiliği girişimcilik  ile karıştırmamak gerekir. Girişimciliğin en önemli özelliği risk alabilmek, risk taşımaktır. Daha cocuklukta  ailedeki büyüklerin korumacılık adına yaptıklan yanlışlar, bu özelliği yani risk alabilme  özelliğini güçsüzleştirmekte ya da daha ileri giderek öldürmektedir.

Teknokrat, yenilikleri ortaya koyan,  girişimci ise  bu yenilikleri  piyasalaştırandır. Halk arasında patron, becerikli, girişken, işini bilen, öncü kişi gibi değişik isimlerle anılan girişimci, başka insanların göremediği fırsatları fark edip iş fikrine dönüştürebilen ve risk alabilen kişidir.  . Girişimcilik ve yöneticilik   farklı kavramlardır,  ama aynı kişide birleşebilirler..

Dinamik girişimci

“Dinamik girişimci” kavramıyla  yöntem ve yeni prosesler geliştiren,  yeni tedarik kaynakları  ve ürünlerine yeni piyasalar bulan, yani sürekli yenilik yapan girişimciler tanımlanmaktadır.

Bir toplumda doğal kaynaklar, emek ve sermaye bulunabilir. Ama bunları bir araya getirip    üretim yapabilecek  girişimcilerin sayısı az ise, o ülkede, üretim yetersizliği ve  işsizlik  söz konusu olacaktır.   Az gelişmiş ülkelerin kalkınamama  nedenlerini  araştıran bazı iktisatçılar bu ülkelerde girişimcilere değer verilmediğini ve   girişimcilik ruhuna sahip insanların az olduklarını saptamışlardır.

Sadece para kazanmak girişimcilik değildir. Gerçek girişimci için para kazanma,  etkin bir rekabet ortamında olabilmelidir.  Devleti hedef pazar olarak görüp para kazanmak girişimcilik  olamaz. Girişimci sürekli piyasayı takip eden, fırsatları yakalayıp değerlendiren, riske giren ve sonuç olarak katma değer üreten kişidir.

Girişimciliği etkileyen başlıca faktörler; kültür,  eğitim, aile, sosyal çevre, psikolojik faktör, siyasal,  yasal  ve idari faktörler ile mali çevre dir.

Çoğu insanda mevcut olabilecek girişimcilik özellikleri zaman zaman koruyuculuk adı altında donduruluyor ya da öldürülüyor. Girişimcilik bugün ki arenanın dominant  mesleği.. Parayla ilgisi yok, yöneticilikten farklı  bir kavram, eğitimle kazandırılabiliyor. Girişimcilik eğitiminden amaç bir kişide gizli kalmış bu özelliklerin ortaya çıkmasını  ve  farkında olmasını sağlamaktır. Girişimci niteliklere sahip olanların yanlış işler yapmalarını önlemek, bir anlamda genel sermayenin heba edilmesinin önüne geçmek, toplum kaynaklarının daha verimli kullanılmasını sağlamaktır.

Bugün ülkemizde iş yaşamının birinci sorunu istihdam yaratmaktır.. Aynı aileden bir kişinin gelirini yükseltmek refahı yükseltmez. Çalışabilir nüfusun iş sahibi yapılması refahı yükselten asıl etkendir. O nedenle diğer ülkelerde olduğu gibi, ülkemizde de girişimciliğin teşvik edilmesi, girişimcilerin önünün açılması, eğitim olanakları  ve destek verilmesi gerekir. Bu desteği toplum olarak hepimiz vermek zorundayız. Çünkü  birinci sorun istihdam yaratmakla aşılabilecektir. İkinci adım, işin güven altına alınmasından sonra, harcanabilir gelir ölçeğini büyüterek, refah düzeyini yükseltmektir. Harcanabilir gelir yükseltilirken, kurumların uzun dönemli geleceğini güven altına alan bir anlayışla yapılmalıdır.

Sonuç

Girişimcilik eğitimi ile ilgili olarak  Türkiyedeki girişimcilik ve pazarının durumunu belirlemek amacıyla KOSGEB tarafından Kobi’lere yönelik yapılan araştırma sonuçlarına göre Türkiye de canlı bir kobi girişimcilik eğitimi pazarının varlığı kanıtlamıştır. Pazarın başlıca tedarikçileri özel sektör danışmanlık kuruluşları, ihtisaslaşmış kamu kurumları, sanayi, ticaret ve esnaf odaları, iş adamları dernek ve vakıfları, üniversiteler ve özel şahıslardır. KOSGEB, giderek piyasanın önemli müşterilerinden birisi olarak özel sektör  tedarikçilerini Kobi’lerle tanıştırmaya ve onlara hizmet sunmaya teşvik etmeye çalışmaktadır. Diğer kamu kurumlarının da bu konuda katkı sağladığı söylenebilir.

Diğer pazarlardakine benzer şekilde arz ve talep arasında asimetrik bilgi  sorunları olduğu bu araştırmadan da ortaya çıkmıştır. Bu nedenle KOSGEB başta olmak üzere, özellikle kamu kesiminde yer alan destekleyici kuruluşların, piyasaya egitim ve danışmanlık hizmetleri talebi ve arzı hakkında kapsamlı bilgileri ücretsiz ve yogun sunmalarında fayda görülmektedir.

Temel amaç zenginlik üreterek insan yaşamını kolaylaştırmak,  gelir yaratılması  ve gelirin dengeli paylaşımı olmalıdır..

KAYNAKLAR :

*BELGE Murat, “Kopenhag’dan” Radikal, 2.11.2001

*BOZKURT Rüştü, Dünya çalışma hayatında değişim ve Türkiye.TİSK, Abant Toplantısı 9-10 Mart 2002

*KIRIM Arman,Yeni Dünyada Strateji ve Yönetim, Sistem yayıncılık, İst.2. baskı, 1998

*KOSGEB GGE,“Türkiyede KOBİ’lerin Girişimcilik Eğitimi İhtiyacı” Uluslararası semineri ,ODTÜ Kongre ve Kültür Merkezi, Ankara 11 Haziran 03

Yazan : Atilla Filiz

 

Sayfa : 1 2